Evvel bir zamanın içinde, hikayeler hep varmış. Bilgeler, görmüşler ve pirler anlatırmış hikayeleri. İnsanlar ise cesurca hikayelerde can bulan, onlara öğütler toplayan Ahrazlardan dinlermiş bu hikayeleri. Sonra da bırakırlarmış ki zamana karışsın bu hikayeler. Zaman, almış ve taşımış bu hikayelerden birini; ağaç yapraklarının hışırtısında saklamış. Sonra düşmüş yere, saçılmış göklere. Sevgili okuyucu, işte bir zerresini sen oku diye topladım bu hikayenin. Hikayeler söz konusu olunca ne doğrudur ne yanlıştır kimse bilemez. Belki Ay bile asılı değildir gecede belki bu dilin sahibi, bir delidir. Ancak yüreğine ekildi mi bir hikaye insanın, orada yetişen çiçeğe dönelim de bir bakalım. En yorgun gözlerle en bitkin bedenlerle altında dinlenelim.